Haydi Bismillah
Çok kıymetli okuyucularım; Ramazan ayı münasebetiyle bir aydan beri sizlerle hasbihal edemedim. Yeri ve zamanı gelmişken hepinizin geçmiş mübarek Ramazan ayınızı ve Ramazan bayramınızı en samimi duygularım ile kutlarım. Bu gün bayramdan sonraki ilk iş günü. Hemen oturup klavyenin başına, tuşlarına basmaya başladım.
Aslında yazacak o kadar çok şey var ki; ama ben bunlardan bu yazımda iki tanesinden bahsedeceğim. Yazacaklarımdan ilki;
Enaniyet boyutundaki siyaset. İkincisi de
Empatiden yoksun siyasi idare.
Haydi bismillah.
Sabah on gibi basın ofisime geçebildim. Dün yazlıkta biraz üşüttüm her halde. Emekli de olunca biriyle buluşma sözün, bir randevun yoksa şayet işe gittiğin saatin pek bir önemi yok. Ne vakit kalkarsan, ne vakit gitmek istersen. Bize bu konforu her ay emekli maaşlarımızı hesabımıza aksatmadan yatıran devletimize borçluyuz. Rabbim ne bayrağımıza ne de vatanımızın bir karış toprağına zeval vermesin.
Basılı medyada ekonomi ile alakalı makaleler kaleme alıyorum. Burada da günün şartlarına uygun gönlüme ne düşerse sizlerle paylaşmaya çalışıyorum.
Diğer gazetedeki ekonomi ile alakalı haberimi yazıp gazeteye göndermiştim ki, bir dostum aradı ve biraz hasbihal ettik. Uzun bir zaman geçmişti konuşmayalı ve birkaç gün sonrada bir araya gelmek üzere sözleştik.
Bana ara sıra da olsa parti kurmak istediğini dile getirip duruyordu. Yani bir siyasi parti kurmak istediğini biliyordum. Ama bu sefer biraz daha farklı bir konuşma oldu.
Bu arkadaşım Yüksek lisans eğitimi almış, oturmasını kalkmasını, konuşmasını bilen tahsilli bir dostumuz. Demokrasi ile yönetilen bir ülkeye sahibiz. Elbette ki; parti kurmak isteyen otuz beş kişiyi bulup partisini kurabiliyor. Kanunlarımızca bu şekilde tertip edilmiş. Kimseye niye parti kuruyorsun kardeşim diyemiyorsun. Bana ters gelse de böyle.
Niye parti kurduklarını anlamaya çalışıyorum da, inanın siyasi özgürlüğün bu kadarına da inanın pes diyorum yani.
Bugün bir merkez binaya ve biraz da il binasına sahip siyasi partiler bu arkadaşlara mevcut konumları içerisinde üst kademede, kariyer oluşturabilecek bir unvan veremedikleri için arkadaşların pek çoğu siyasete normal kapıdan girmek yerine bacadan düşmeyi daha uygun görüyorlar.
Param var mı, yeterli akademik çevrem var mı, üç tane lafı bir araya getirebiliyor muyum diye bakmıyorlar bulup otuz beş kişiyi bir parti kurma derdine düşüyorlar.
Bir partiye gitseler bırakın merkez yönetimi ilçe yönetimlerinde görev alamayacak ana baba mektebi kaçakları, partinin kurulması ile beraber bir bakıyorsunuz. Genel Başkan, genel başkan vekili, teşkilat başkanı daha bilmem neler olmuşlar. Eeee sonra. Sonrası yok. Ona saldır, buna saldır. İcraatta yok.
Ya hu; gözlemliyorum da, bu şahsiyetlerin hiç birinde ülke gündemiyle alakalı yeterli bilgi yok, ekonomi bilgisi yok. Yok oğlu yok. Bir de acayip bir düşünceye sahipler ki güler misin, ağlar mısın? İnanın bilemiyorum. Partiyi yargıtaydan geçirince insanların başka hiçbir işleri yokmuş gibi partiye akın edeceklerini zannediyorlar. Bunlarda makam dağıtıp buradan alacakları üç beş para ile merkez yönetimin masraflarını karşılayacaklar. Hey anam hey. Yemezler be güzelim.
Niye bir partiye gitmiyorsun güzel kardeşim. Çünkü sana hiç kimse bir makamı altın tepside önüne sunmayacak. Ne diyelim kanunlarımız buna ivaz veriyorsa diyecek bir sözümüz de yok.
ENANİYETE BAK ENANİYETE.
Koçum bu devlet hacı babanın bostanı değil. Yapma Allah aşkına ne kendini küçük düşür ne de çevrendeki yakın üç beş arkadaşının aklını çel.
Bu ülke şehit kanıyla yıkanmış maneviyatı çok yüksek bir ülke. Lütfen bu maneviyata gölge düşürme. Bu iş senden olmaz. Olur diye israr etmen senin egondan ve cehaletinden kaynaklı bir akıl tutulmasıdır. Başka hiçbir şey değil. Sen bu ülke de hizmet eden ol.
Ya da bir aynaya tarafsız bir bakıver bende bu ülkeyi yönetebilecek bir bilgi var mı diye.
Evet bu arkadaşım da daha önce kurulmuş bir partinin yönetimini almayı düşündüğünü dile getirdi.
Benimle istişare edecekmiş. Bu işler bu kadar kolay mı ya. Ben ülkem söz konusu olduğunda haddimi bilirim. Kesinlikle böyle bir işe soyunmam. Bir hata yaparsam diğer alemde şehitlerimizin yüzüne bakamam diye korkarım. Bu yüzden ben den kesinlikle olmaz.
Umarım sizde benim gördüğüm enaniyeti görüyorsunuzdur.
İkinci mevzuya gelince; mübarek arefe günü maliye bakanlığı esnafımızın banka hesaplarına bloke koyarak zaten zor olan hayatı daha da zorlaştırmak için elinden geleni yapmıştır.
Herkes ülkemizin dış borcu olmadan, denk bütçe oluşturabilecek bir ekonomiye sahip olmasını istemektedir. Bunu istemeyecek kişiler vatan hainidir. Oysa ki; bizim esnafımız son derece onurlu ve şerefli insanlardır.
Bugün biz de ülke olarak üçüncü dünya savaşının kıyısında kenarında emparyalist güçlerin azgınlıklarını seyretmekteyiz. Devletimizin zarar görebileceğini hissettiğimiz anda vücudunu bu zülme siper edecek milyonlarca vatandaşımız var. Biz bu insanlar ile savaşa gideceğiz.
Tam bayram arifesinde bir bakıyorsunuz esnafımızın banka hesaplarına bloke konup yapacakları işlemler kilitlenmiş.
Ne kadar doğru yaptığınızı vicdanınıza bırakıyorum.